MASKELİ BALO

Sinema ve tiyatro ıstılahı olarak rol; bir kişiliği canlandıran oyuncunun söylemesi ve yapması gereken hareketlerin genel adı şeklinde tanımlanır. Mecazi olarak ise “samimiyetten uzak sahte davranışlar” manasına gelir. O halde; rol, beyaz perde ve tiyatro sahnelerinde seyrettiğimiz oyuncuların icra etmekle mükellef oldukları mesleki vazifelerdir ve hekim için teşhis ve tedavi, şoför için araba kullanmak ne ise oyuncu için de rol odur.

 

Aktör/aktrisler, bu vazifeleri gereği kendi seciyeleri ile mümasil düzlemde olmayan eylemleri dahi ifa ederek izleyiciyi gösteri süresince etkilemeye ve adeta yaşananların gerçek olduğu hissini vermeye çalışırlar ve ekseriyetle de başarılı olurlar. Toplumumuzda var olan sihirli kutu müptelalığının sebebi de zaten onların bu başarısında gizlidir.

 

Perde kapandığında ya da ekranda son yazısı tezahür ettiğinde ise anlarız; tüm gözyaşlarının, vuslat türkülerinin sahteliğini, o hayranlık duyduğumuzun aktörler/aktrislerden ziyade sahnede büründükleri kişilikler olduğunu. Rol ile hakikati tefrik edemeyenler için her zaman hüzünlüdür bu perde kapanışları. Hayal kırıklığı yaşar insan o anda. Gerçekler sabahın ayazı gibi çarpar kişinin yüzüne. Kandırılmış hissederiz kendimizi.

 

“Her birimizin yaptığı rolünü oynamaktır sadece. Hepimiz aktörüz, maskeliyiz ve komiğiz.”

Unamuno/Sis,18.Bölüm

 

Sayıları sürekli artıyor aktör/aktrislerin. Kendilerini beyaz perde ve tiyatro sahnelerinde sınırlamayarak toplum içine de karıştıklarını görüyoruz yaşadığımız çağ içerisinde. Artık hepimiz birer aktörüz. Batı medeniyetinden transferimiz olan balolarda kullandığımız nostaljik maskeler ise sahneye dönüşen sokaklarda bizim en büyük yardımcımız konumunda. Ve o maskeler, gündelik yaşamımıza o denli sirayet etmiş durumda ki; onları uzvumuz gibi her daim yanımızda taşıyoruz.

 

Biliyoruz; temaşa ettiğimiz oyuncuların hareketlerini rejisörlerin onlara ilettiği senaryo metinleri tanzim ediyor. Peki ya, toplumsal aktörlerimizin tavırları neye göre teşekkül etmekte? Bu sualimizin cevabını ise Henry Fielding bizlere veriyor; “İhtiraslar bir tiyatronun rejisörleri gibi insanların fikrini sormadan, istidatlarını göz önüne almadan, onları bazı roller oynamaya mecbur eder.”

 

Film yönetmenleri edasında, hayatımızın yönetimini ele geçiren ihtiraslar mahkum ediyor bizleri. Aşırı hırs, istek manasındaki bu mefhum; kimi zaman mütedeyyin maskelerinin büyük rağbet gördüğü siyasi arena da çıkıyor karşımıza. Kimi zaman ise karşı cinse ilişkin bir vaziyette vuku buluyor. Kalbimizden geçenler ile dudaklarımızdan çıkanların muvazi seyretmediği koşullarda yine sarılıyoruz o ehemmiyeti büyük maskelerimize. İyi ki varlar öyle değil mi? Yoksa nasıl gizlenirdik yalanlarımızın ardına.

 

İyi becersek de aktörlük mesleğini son’un gelmesini engelleyemiyoruz. O son; her zaman olduğu gibi beraberinde yine hayal kırıklıklarını da taşıyor. Hayatın maskeli balodan ibaret olduğunu anladığımızda ise yaşanmış acılar, düş kırıklıkları kalıyor bize geçmişten miras olarak. O son; bir kez daha kulaklarımıza kandırıldığımızı fısıldıyor küstahça bir gülümseme ile.

 

Kısacası hayat; maskeli balodan ibaret olduğunu bir kez daha tüm çıplaklığıyla bizlere kanıtlıyor.

 

Üzülmemek adına Arthur Schopenhauer’e kulak verelim ve O’nun sözleri ile bitirelim. “O yüzden gençler bu maskeli baloda elmaların balmumundan, çiçeklerin ipekten, balıkların mukavvadan yapılma ve istisnasız her şeyin oyun ve oyuncaktan ibaret olduğunu mutlaka öğrensinler.”

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !