AŞK GÖRÜNGÜSÜ

 

 

Tarihin seyri boyunca devlet ilişkilerini bile etkileyen, toplumun tüm sınıflarındaki şahısların zihinlerini karıştıran, kalplerini işgal eden ve tüm gizemiyle insanın bilinmeyeni olarak karşımızda duran aşk; aşırı sevgi ve bağlılık duygusudur.

 

Var oluşu insanın yaradılışı kadar eski olan aşk görüngüsü, günümüze kadar olan bu süreç içerisinde pek çok müzisyene, yazara, şaire, ressama, senariste ilham kaynağı olmuş ve kimi zaman edebi bir eserde, kimi zaman dinlediğimiz bir musikide kimi zaman ise bir filmde karşımıza çıkmıştır.

 

Aşk ve sanat arasındaki bu haşır neşir vaziyetin sebebi; aşkın bir görüngü, sanatın da duygu ve güzellikleri anlatma yöntemi belki de en etkilisi olmasında gizlidir. Aşkın aklın en soylu zaafı olduğunu unutarak ona akıl ve mantık çerçevesinde yaklaşan felsefecilerin aşk konusundaki başarısızlığının sebebi de zaten bu değil midir?

Çünkü aşk, bir duygudur ve aklın ilk soluğu mantığın son soluğudur. Ve yine o yüzdendir ki, aşık olan insanlar felsefecilerin değil sanatçıların kapısını çalarlar.

 

Mevlana’nın, Dudaklarda kahkaha değil, gözlerdeki yaştır.” şeklinde tanımladığı aşk, varoluşunu günümüze kadar sürdürmeyi başarmışsa da kendisini kültür emperyalizminin yol açtığı ahlak erozyonundan korumada aynı muvaffakiyeti gösterememiştir ve değişen ve değiştirilen dünyamızda değer yargılarımızda yaşanan sarsıntılar ile birlikte aşk görüngüsü de bu değişimden nasibini fazlasıyla almıştır.

 

Aşk madde olmadığına göre aslında değişen aşktan öte ona mana kazandıran insanlardır. Bu nedenle aşktaki bu değişimi sorgulamaya “insan”dan başlamak gerekir. O halde zamanla değişen ya da değiştirilen aşk değil insandır…

 

Aşk görüngüsünde yaşanan bu değişimlere değinmek gerekirse…Bu süre içerisinde;

 

Aşkı için dağları delen Ferhatların yerini “çivi çiviyi söker” anlayışı içerisinde başka ufuklara yelken açan! gençlerimiz almıştır…

 

Aşkı için ince hastalığa yakalanan rol modellerimizin yerlerini, her gün farklı bir hanımefendi/beyefendi ile kameralara yakalanan rol modellerimiz almıştır…

 

 

Ancak ölümün ayırdığı aşkların yerini, ispirto kadar uçucu seviyeli birliktelikler! almıştır…

 

Eskiden muhal olan ayrılmak iken şimdi sürdürmek müşkül hale gelmiş ve hafif esen bir rüzgar bile aşkları yerinden sarsmaya yeter olmuştur.

 

Bizim aşkı öğrendiğimiz Leyla ile Mecnun’un, yerini Bihter ile Behlül almıştır…

 

Mezarda sonlanan aşkların yerini, aldatma ile sonlanan aşklar almıştır…

 

Her aşık bir şair iken şimdilerde sosyal paylaşım sitelerinde başkası için yazılmış sözleri paylaşmak marifet haline gelmiştir.

 

Sevgiliye armağan edilen şarkılarımızda değişmiştir bu süreçte. “Fikrimin ince gülü”nün, “Bak yeşil yeşil”in, “Elbet bir gün buluşacağız”ın, “Hasretinle yandı gönlüm”ün yerini; “No-no-no tipim değilsin üstü kalsın”lar, “Ellimi sallasam ellisi”ler, “Senin aşk dediğin adrenalin, biraz duman biraz kafein”ler, “Gecelere sor beni bak sana neler anlatacaklar”, “Aşkına da sana da”lar almıştır…

 

Müzik; duygu ve düşüncelerimizi belli kurallar çerçevesinde uyumlu seslerle anlatma sanatı olduğuna göre değişen müzik değişen duygularımızın da göstergesi değil midir?

 

Başta güdümlü medya tarafından yapılan programlar ve milli eğitim sistemimizin bilgi-teknoloji çağının yeni nesiller üzerindeki yan etkilerini ortadan kaldıracak şekilde düzenlenememesi sebebi ile aşk; kalplerde yaşanan bir fenomen olmaktan da çıkmıştır. Aşk ve cinsellik daha sık birlikte telaffuz edilir olmuştur…

 

Aşkın, sevginin yalan olduğu; evlilik kurumunun modern hayata uymadığı mülahazası yine medya yolu ile bilinçaltımıza yerleştirilmeye başlanmıştır.

 

Kısacası; insanoğlunun varoluşundan bugüne kadar geçen bu süre içerisinde çeşitli amillerin de etkisiyle aşk görüngüsü değişmiştir. Aşkın tanımı, yaşanış biçimi, süresi, kuralları, ondan beklentiler, ifade biçimi…değişmiştir. İnsanoğlunun belki de hükmedemediği en saf duygusunun bu yönlü değişmesi ondaki değişimin en güzel yansıması değil midir?

 

Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in dizeleriyle bitirelim…

 

“Ne hasta bekler sabahı
Ne taze ölüyü mezar
Ne de şeytan bir günahı
Seni beklediğim kadar…”

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !